Asıl Fay Hattı Kalpte
Kalp Cerrahisi Vakfı
Başkanı Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, "İstanbul depreminde '100 bin
insan ölecek' deniyor. Zaten her yıl 400 bin kişi kalpten ölüyor.
Üstelik bu ölümlerin 300 bini engellenebilir"
diyor.
* Kalp ve damar
hastalıkları sonbaharda ve kışın artıyor. Pazartesi de kalp krizi
açısından tehlikeli bir gün. * Türkiye ve tüm dünyadaki
ölümlerin yüzde 50'si kalp ve damar hastalıklarına bağlı gelişiyor.
* Ölümlerin çoğu hastaların acil olarak bir merkeze
ulaştırılamamasından kaynaklanıyor. Ambulanslar yetersiz. *
35-65 yaş arasında tehlike artıyor. Erkeklerde risk daha fazla.
Kadınlar menopoz sonrası dikkatli olmalı. * Kurulacak bir kalp
krizi enstitüsüyle ölümlerin yüzde 80'i önlenebilir. Bu enstitü tek
merkezden yönetilmeli. * Haftada birkaç gün yarım saat yürüyor ve
sigara kullanmıyorsanız kalp krizi riskini azaltırsınız. * Kalp
krizi geçirdiğinizden şüphelendiğiniz anda derin derin nefes alın ve
kuvvetli bir şekilde öksürün.
Ülkemizdeki ölümlerin yarıdan fazlasına kalp ve damar hastalıkları sebep oluyor. Her yıl 300 bin
kişinin boşuna öldüğünü söyleyen Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, acilen
bir ulusal kalp sağlığı politikası oluşturulması gerektiğini
vurguluyor. Türkiye'de bir istatistik olmamasına karşın bilim adamları kalp ve damar
hastalıklarının sonbaharda ve kışın arttığına dikkat çekiyor.
İstanbul Kalp Cerrahisi Vakfı Başkanı Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu
"Gözlemler kış aylarına doğru kalp rahatsızlıklarına dair birtakım
belirtiler veya bulguların arttığını gösteriyor. Bilimsel
araştırmalar kalp krizlerinin sabah saatlerinde daha yoğun meydana
geldiğine işaret ediyor. Pazartesi günleri de kalp krizi açısından
tehlikeli bir gündür" diyor. Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, kalp ve
damar hastalıklarına bağlı ölümlerin çoğunun kaderden değil
koordinasyonsuzluktan meydana geldiğini söylüyor: "Türkiye'de ve tüm
dünyadaki ölümlerin yüzde 50'si kalp ve damar hastalıklarına bağlı
gelişiyor. Ancak bunların yüzde 75- 80'i önlenebilir. Bu ölümlerin
çoğu hastaların acil olarak bir merkeze ulaştırılamamasından
kaynaklanıyor." Sarıoğlu, Türkiye'de kalp sağlığının yıllardır alarm
verdiğini ancak yetkililerin bu konuda çok duyarsız olduklarını
belirtiyor. Kalp ve damar hastalarının bir yerden koordine
edilmesini ve merkezlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini
de ekliyor: "Tüm ölümlerin yarısının nedeninin 'kalp'
rahatsızlıkları olması bu işin ciddiyetini gösteriyor. Ülkemizde her
yıl 350-400 bin kişi sırf bu yüzden yaşamını yitiriyor ki 300 bin
kişi boşuna hayatını kaybediyor. 3 buçuk milyona yakın kalp hastamız
var ve bu rakam her yıl 100 bin artıyor. Bu ölümlerin 3'te biri
aniden kalp krizi ile ortaya çıkıyor. Ne yazık ki büyük çoğunluğu
önlenebilir ve tedavi edilebilirken hiçbir şey yapılamıyor. Ölümler
tabii ki olacaktır ama kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin büyük
çoğunluğu zamansız. Çünkü kalp krizi geçirenlerin yaşları 35-65
arasında. Yani hayatlarının en verimli ve dinamik çağlarında oluyor
bu... Bu hadise kader değil."
İLK DÖRT SAAT ÇOK ÖNEMLİ
Prof. Dr. Sarıoğlu bu tablonun ülke ekonomisine de büyük
zararı olduğu görüşünde; "Tedavi masrafları, iş gücü kaybına bağlı
sosyo/ekonomik giderlerimiz hesaplandığında korkunç boyutlara
ulaşıyor. Bu kayıp en az 20 milyar dolar. Bu merkezi kurarak
ülkemizin kısıtlı kaynaklarını heba olmaktan kurtarmalıyız. Türkiye
15 milyar dolar yüzünden ekonomik krize girdi. Ama her yıl 20 milyar
dolar para boşu boşuna havaya uçuyor ve bunun farkında değiliz.
İnsanları sağlıksız ve mutsuz bir hayata muhkum ediyor, binlercesini
de yitiriyoruz. Bunun için ulusal çapta toplumun tüm kesimlerinin
katılacağı bir mücadele programı uygulanmalı. Bunun adı da Ulusal
Kalp Sağlığı Politikası olmalı." Geçtiğimiz yıl Uzakdoğu'da meydana
gelen tsunami felaketinde 300 bin kişi ölmüş ve tüm dünya yardım
için seferber olmuştu. Ancak Sarıoğlu, ülkemizde zaten her yıl 400
bin kişinin kalp krizinden hayatını kaybettiğini ve bu rakamın yüzde
80'inin bilinçsizlikten ve koordinasyonsuzluktan kaynaklandığını
belirtiyor: "Bu bir doğal afet gibi. Eğer İstanbul'da beklenen
deprem olursa '50-100 bin insan ölecek' diyorlar. Ama bu rakamın 3-4
katı insan boşu boşuna hayatını yitiriyor. Yani her yıl birkaç
deprem meydana geliyor ama kimsenin haberi yok." Kalp krizleri ani
bir şekilde meydana geliyor. Kalp krizi geçirenlerin bir bölümü
hayatını yitirirken bir bölümü de kalp yetmezliğinden 'kalitesiz'
bir hayat sürüyor. Ancak kalp rahatsızlıklarının Amerika'da alınan
önlemlerle son senelerde yüzde 40-50 oranında azaltıldığı da
biliniyor. Kalp krizi başladıktan sonra hasta 2-4 saat içinde tam
teşekküllü bir kalp krizi merkezine ulaştırılırsa tıkalı kalp damarı
hemen açılabiliyor. Çoğu hasta kalbinde hiçbir hasar meydana gelmeden normal hayatına devam
edebiliyor. Sarıoğlu, büyük şehirlerde her ilçede 24 saat çalışan
kalp krizi merkezlerinin bulunmasının gerekliliğini vurguluyor. Bu
merkezlerin de güçlü bir ambulans ağıyla entegre edilmesi
gerektiğini belirtiyor. Ambulansların teknolojik ve insan donanımı
açısından yeterli olması da şart... Hatta tedavinin ambulansta
başlaması, hasta acile geldiğinde ilk müdahalenin yapılmış olması
gerektiğini de özellikle vurguluyor; "Bunların hepsi şu anda mevcut
kalp merkezleri ve ambulanslarda birtakım düzeltmeler yapıldıktan
sonra dahi mümkün. Ama ne yazık ki her gün gazetelerde
koordinasyonsuzluktan kaynaklanan bir sağlık skandalını okuyoruz.
Örneğin geçen gün üniversitede gündüz vakti kalp krizi geçiren
eğitim görevlisinin trajik ölüm haberini okuduk. Kalp krizi geçiren
hoca, önce Taksim İlkyardım Hastanesi'ne götürülüyor. Orada dört
saat kaldıktan sonra yetkililere 'Biz burada bir şey yapamayız'
diyorlar. Daha yakın ve donanımlı merkezler varken 40 km. uzaktaki
Koşuyolu Hastanesi'ne götürülüyor. Ambulansta elektro şok aletinin
pili bitiyor. Hasta yakınlarına pil almaları söyleniyor. Bunlar
bizim de hala üniversitelerde yaşadığımız şeyler. Ameliyat olacak
hasta yakınlarından pamuk, vs. istenir. Bu arada hasta başka bir
ambulansa naklediliyor. Bu bir tıp rezaleti. Sağlık sistemimizin ne
kadar kötü işlediğine dair birçok ipucu barındırıyor bu haber.
Birincisi, tek bir telefonla ulaşılabilecek kalp krizi merkezi
şeklinde bir sisteme ihtiyaç olduğu orataya çıkıyor. İkincisi bu
sistemin ambulans ağı ile entegre olması gerektiğini
gösteriyor."
ENSTİTÜ KURULMALI Ambulansların hem
içindeki personel hem de donanım açısından çok kötü durumda olduğunu
söyleyen Sarıoğlu, yaklaşık 3 yıldır ulusal kalp sağlığı politikası
oluşturulması gerektiği konusunda çalışmalarının devam ettiğini
belirtiyor. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler,
kalp dernekleri, RTÜK, Basın Konseyi, sosyal güvenlik kurumları
temsilcilerinin katılımıyla oluşturulacak bir 'Ulusal Kalp Sağlık
Enstitüsü'nün şart olduğunun altını çiziyor. Sarıoğlu'na göre belli
bir yaptırım gücü bulunan bu kurumun kalp sağlığı politikasına yön
vermesi gerekiyor. "Hızır Acil 112" gibi tek bir merkezden yönetilen
kalp krizi merkezinin hem insan ölümlerini azaltacağını hem de
meydana gelen milyonlarca dolar hasarı önleyeceğini tekrar tekrar
vurguluyor. Sağlık Bakanlığı'nın bu konuda çok duyarsız olduğunu
söyleyen Sarıoğlu, "Bu konuyla ilgili Türk Kardiyoloji Derneği ile
bir sempozyum yaptık. Sonrasında bir ön taslak hazırlayarak
önerilerimizi Sağlık Bakanlığı'na verdik. Onlar bunu bir kenara
koydular muhtemelen. Sağlık Bakanlığı 'Sağlıkta Dönüşüm' diye bir
program hazırladı. Sıtma gibi bir hastalıktan bahsederken toplumun
en önemli problemi olan kalp rahatsızlıklarından bir cümle ile dahi
bahsetmiyor" diyor. Ancak güçlü bir kamuoyu oluşturmadan
yetkililerin harekete geçirilemeyeceğinin de altını çiziyor. Kalp
hastalıklarının sigara, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam ile
arttığını söyleyen Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, bu eğitimin
çocukluktan itibaren başlaması gerektiğini vurguluyor. Bunun için de
ilkokuldan üniversiteye kadar "yaşam sanatı" adı altında dersler
verilmesi gerektiğini söylüyor: "Eğer sigara içmiyor ve haftada
birkaç gün yarım saat yürüyorsanız kalp krizi riskini yüzde 30-40
oranında azaltıyorsunuz. Dünya Sağlık Teşkilatı'nın yaptığı bir
çalışmaya göre sigara alışkanlıklarının yarıdan fazlası 12 yaş
altında başlıyor. Türkiye'de yılda 18 milyar dolar sigara almak için
harcanıyor. Sonra kaynaklarımız nereye gidiyor diye çırpınıyoruz. Bu
yöndeki eğitim ilkokuldan itibaren bu derslerde verilmeli. Bence
okuldaki en önemli ders olmalı."
Aynur ERDEM
|